Kişisel Gelişim 4 dk okuma
Sahiplik Etkisi: Kendi Eşyamıza Neden Fazla Değer Biçeriz?
Satarken yüksek, alırken düşük fiyat: bu tutarsızlığın adı sahiplik etkisi. Kayıptan kaçınmanın rolü, emeğin fiyata yansımaması ve gerçekçi bir değer belirlemenin yolu.
Yazar: Derya Karaca
Elinizdeki bir eşyayı satmaya karar verdiğinizde ilginç bir şey olur: kafanızdaki fiyat, alıcıların söylediği fiyattan neredeyse her zaman yüksektir. Karşı taraf pazarlık etmeye çalıştığında ise bunu haksız bulursunuz. Oysa aynı eşyayı satın alan taraf olsaydınız, muhtemelen siz de aynı düşük teklifi yapardınız.
Bu tutarsızlığa sahiplik etkisi deniyor. Bir şey bizim olduğunda ona biçtiğimiz değer, olmadığı zamankinden belirgin biçimde artıyor. Bu, açgözlülük değil; algının nasıl çalıştığıyla ilgili bir eğilim ve neredeyse herkeste görülüyor.
Sahip Olmak Değeri Nasıl Değiştirir?
Bir nesne elimize geçtiği anda onunla ilgili yeni bir bilgi ediniriz: kullanım deneyimi, anılar, ona ayrılan zaman. Bu bilgiler fiyat etiketine yansımaz ama zihindeki değerlendirmeye eklenir.
Alıcı ise yalnızca nesnenin kendisini görür. Onun için o ürün, piyasadaki diğer benzerleriyle karşılaştırılabilir bir seçenektir. İki taraf farklı şeylere bakar ve aradaki fark pazarlığın kendisini oluşturur.
Kayıptan Kaçınma
Bu etkinin altında yatan temel mekanizma, kaybın kazançtan daha ağır hissedilmesidir. Aynı miktardaki bir kayıp, aynı miktardaki bir kazançtan yaklaşık iki kat güçlü hissedilir.
Bu yüzden bir eşyayı elden çıkarmak, onu almaktan daha zor bir karardır. Satıcı için işlem bir kayıptır ve bu kaybı telafi edecek bir rakam ister. Alıcı için ise aynı işlem bir kazançtır ve daha soğukkanlı davranır.
Emek Eklendiğinde Değer Artar
Bir nesneye emek harcandığında ona biçilen değer daha da yükselir. Kendi topladığınız bir mobilya ya da uzun süre bakımını yaptığınız bir cihaz, sizin gözünüzde piyasa değerinin üstündedir.
Bu emek gerçek bir katkı olabilir; ancak alıcı için görünmez. İkinci el satışlarda en sık yaşanan anlaşmazlık buradan çıkar. Satıcı harcadığı özeni fiyata yansıtmak ister, alıcı ise yalnızca ürünün bugünkü durumuna bakar.
Alıcı Tarafında Ne Oluyor?
Alıcı da tamamen tarafsız değildir. Bir ürünü elle tuttuğunda, denediğinde ya da kısa süre kullandığında sahiplik hissi başlar ve teklif ettiği rakam yükselir.
Bu yüzden satıcılar ürünü denemeye teşvik eder. Buna karşı alıcının yapabileceği en pratik şey, bakmadan önce bir üst sınır belirlemektir. Ürünü gördükten sonra belirlenen bütçe, neredeyse her zaman daha yüksek olur.
İkinci Elde Fiyatı Belirleyen Şey
Gerçek değer, ne satıcının duygusuna ne alıcının tahminine bağlıdır. Benzer ürünlerin güncel satış fiyatları, ürünün yaşı ve çalışır durumda olup olmadığı belirleyicidir.
Bu yüzden pazarlıktan önce yapılacak en iyi hazırlık kontroldür; ikinci el elektronik almadan önce yapılması gereken kontroller uygulandığında konuşma duygudan çıkıp somut verilere dayanır. Elinde nesnel bilgi olan taraf, karşı tarafın duygusal fiyatlandırmasından etkilenmez.
İlk Söylenen Rakamın Etkisi
Pazarlıkta ilk söylenen sayı, sonraki tüm konuşmayı şekillendirir. Yüksek bir başlangıç fiyatı, mantıksız bulunsa bile karşı tarafın kafasındaki aralığı yukarı çeker.
Buna karşı korunmanın yolu, kendi rakamınızı önceden belirlemektir. Karşı taraf ne söylerse söylesin, hazırlıkla belirlenmiş bir üst sınır varsa etki büyük ölçüde azalır. Bu sınırın yazılı olması, sözlü niyetten çok daha güçlüdür.
Elden Çıkaramama Sorunu
Sahiplik etkisi yalnızca fiyatla ilgili değildir. Kullanılmayan eşyaların yıllarca saklanmasının sebebi de büyük ölçüde budur. Nesne artık işe yaramıyordur ama "bir gün lazım olur" düşüncesi devrededir.
Bunu aşmanın pratik bir yöntemi vardır: eşyayı elinizde yokmuş gibi düşünmek ve "bugün bu fiyata bunu alır mıydım" diye sormak. Cevap hayırsa, o eşyayı tutmanın gerekçesi ihtiyaç değil alışkanlıktır.
Duygusal Değeri Olan Eşyalar
Bazı eşyaların değeri gerçekten kişiseldir: bir hediye, bir hatıra, bir dönemden kalan bir nesne. Bu tür eşyalarda sahiplik etkisi bir yanılgı değil, gerçek bir anlam taşır.
Sorun, bu iki kategorinin karıştırılmasıdır. Duygusal değeri olan eşyalar satılmak zorunda değildir. Ancak sıradan bir cihazı hatıra gibi fiyatlandırmak, satışı imkânsız hale getirir. Ayrımı yapmak, hem karar vermeyi hem de pazarlığı kolaylaştırır.
Karşı Tarafın Gözünden Bakmak
Sahiplik etkisini azaltmanın en etkili yolu, perspektif değiştirmektir. Satıcı olarak "bu ürünü ben görsem kaç para verirdim" sorusunu sormak, gerçekçi bir aralık üretir.
Bu soru rahatsız edicidir çünkü genellikle beklenenden düşük bir sayı verir. Ancak satış, alıcının vereceği fiyattan gerçekleşir; satıcının hissettiği değerden değil. Bu gerçeği baştan kabul eden kişi hem daha hızlı satar hem de pazarlıkta daha az yıpranır.